CAN YÜCEL ŞİİRLERİ
Salı, Ocak 15, 2008 · Kategori: SİİR
CAN YÜCEL ŞİİRLERİ Can Yücel 1926 da istanbulda doğdu. Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan ünlü kültür adamhasan ali yücel in oğludur. ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik Londra da BBC nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore de yaptı. 1958 deTürkiye ye döndükten sonra bir süre Bodrum da turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu. Son yıllarında Datça ya yerleşti ve her hafta Leman her ay Öküz dergilerinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel e hakaretten yargılanan Yücel 18 Nisan seçimlerinde ÖDP nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça ya gömüldü. YAZARLIĞI Can Yücel 1945-1965 yılları arasında Yenilikler Beraber Seçilmiş Hikayeler Dost Sosyal Adalet Şiir Sanatı Dönem Ant İmece ve Papirüs adlı dergilerde yazdı. Daha sonraları Yeni Dergi Birikim Sanat Emeği Yazko Edebiyat ve Yeni Düşün dergilerinde yayımladığı şiir yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel 1965 ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkum oldu. 1974 de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı Bir Siyasinin Şiirleri adlı kitabını yayımladı. 12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla Rengahenk adlı kitabı toplatıldı. 1962de İngiltere deyken 1709 yılından kalma Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırdı. Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel ilk şiirlerini 1950 yılında Yazma adlı kitapta toplamıştır. Can Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti. Can Yücelin ilham kaynakları ve şiirlerinin konuları doğa insanlar olaylar kavramlar heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanlar vardır. Maaile şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Can Yücel için ailesi çok önemlidir eşi çocukları torunları babası.. Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımıştır. Küçük Kızım Su ya Güzele Yeni Hasana Yolluk Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır. Can Yücel ayrıca Lorca Shakespeare Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Shakespeare çevirileri (Hamlet Fırtına Bir Yaz Gecesi Rüyası) aslına tam olarak bağlı kalmasa da son derece başarılıdır. Shakespeare in ünlü to be or not to be sözünü bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin şeklinde türkçeleştirmiştir. 1959da ilk baskısı yayımlanan Her Boydan adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirmiştir. Yazma (1950) Her Boydan (1959 Çeviri Şiirler) Sevgi Duvarı (1973) Bir Siyasinin Şiirleri (1974) Ölüm ve Oğlum (1976) Şiir Alayı (1981 ilk dört şiir kitabı) Rengâhenk (1982) Gökyokuş (1984) Beşibiyerde (1985, ilk beş şiir kitabı) Canfeda (1985) Çok Bi Çocuk (1988) Kısa Devre (1990) Kuzgunun Yavrusu (1990) Gece Vardiyası (1991) Güle Güle-Seslerin Sessizliği (1993) Gezintiler (1994) Maaile (1995) Seke Seke (1997) Alavara (1999) Mekânım Datça Olsun (1999) CAN YÜCEL BAĞLANMAYACAKSIN ÖYLE KÖRÜ KÖRÜNE Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim Hayatta ben en çok babamı sevdim. Tifoyken başardım bu aşk oyununu gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver? yaş 70 e gelse bile hayat daha bitmemiş. YAŞAYINCA ANLADIM Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını Seneler geçsin sen beni bil ben seni bileyim istiyorum. Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Yalnızlığa dayanırım da bir başınalığa asla. ANAYASASI İNSANIN Kan yasası bu insanın Üzümden şarap yapacaksın Çakmak taşından ateş Ve öpücüklerden insan Can yasası bu insanın Savaşlara yoksulluklara Ve binbir belaya karşın İlle de yaşayacaksın Us yasası bu insanın Suyu şavka döndürüp Düşü gerçeğe çevirip Düşmanı dost kılacaksın Anayasası bu insanın Emekleyen çocuktan Uzayda koşana dek Yürürlükte her zaman CAN YÜCEL BELKİM BİR KERTENKELEYİM Belkim bir kertenkeleydim piç edilmiş bir yağmurun serini bir güzelin çirkiniydim çirkinlerin en güzeli yeşil koşsa güneşlerin gölgesi ben en hızlı yeşiliydim kurbağa yarışlarında annemin çatal matal kaç çataldım kim bilir bin dereden bir kendimi getirdim haydan gelip huya giden bir huysuz heyheyler içinde bir heydim belkim yedi belkim sekiz belaydım düdük çalar hırsızlanmış polisler ben korkudan üstlerime işerdim üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü karşısında önüm açık gezerdim ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan rus cenginde çağanozdum bir zaman iki gözüm iki koltuk-eviydi mavilerim bir miyobun koynunda kendi düşen köyler kentler ağlamaz sur dışında ben oturur ağlardım ekmek diye bağrışırdı bebeler elma derler ben ortaya çıkardım ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi bilmem hangi keloğlanın fesiydim bir püskülsüz sümbülteber tohumu fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden bir naraydım kimse bilmez nereden ya yakından ya uçmaktan gelirdim belkim ince belkim kalın bir sestim belkilerin kol gezdiği saatta belkim belki bile değildim. CAN YÜCEL EĞER 0 yorum yazılmıştır



Çok sevmeyeceksin mesela O daha az severse kırılırsın
Ve zaten genellikle o daha az sever seni
Senin onu sevdiğinden
Çok sevmezsen çok acımazsın
Çok sahiplenmeyince çok ait de olmazsın
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa kaybetmekten de
korkmazsın.Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin
O olmazsa yaşayamam demeyeceksin
Demeyeceksin işte
Yaşarsın çünkü
Güneşi ayı yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı senin yıldızın olacak.
O benim. diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak
İlle de bir şeye ait olacaksan renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutara
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici – hep hepp acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40ı geçerse ateş çağrırlar İstanbula
Bi helallaşmak ister elbet diğimi oğluyla
Ohh dedim göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar geniş sevdalar için
Açıldı nefesim fikrim canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
ışte budur hayat
ışte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren
Sevdiğin kadar sevilirsin..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini aç kapılarını
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına.
yağ geç yık geç kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
büyü büyü... bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden
boşver yaşı başı
aşk var mı aşk sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir
kış günü öl gitsin...
parayı pulu savurup
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı kim tutar seni kim
kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git
ister bir duvara ister bir od aya ister kıra
bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be yaşa da öyle git gireceksen toprağa
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?
Can Yücel
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş
Çok acıttığında anladım..
Fakat hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
Sana ihtiyacım var gel diyebilmekmiş güçlü olmak
Sana git dediğimde anladım..
Biri sana git dediğinde kalmak istiyorum
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil affet beni diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen beklemez sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş
Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL 
Benim olduğu kadar dostlarının
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla
kutlamalıyız.
Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım söylenerek yumurta
kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden Mutluda olsa kötüde
olsa yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar yada gidince aklar çocukları güvence
altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız her sabah cinayetle uyanılmayan sessiz bir yere
gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize geçmişteki hareketli günlerimizi
anımsamalıyız.
Ben Bey demeliyim sana sende Hanım
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Birgün bu hayatı bırakıp giderken sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde....
Can YÜCEL
Çaya Kaç Şeker
Yaşlanmak hoş değil öyle duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla…
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla.
Ama Günün aydın akşamın iyi olsun
diyen biri olmalı.
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil hiç zor değil demli çayı bardakta karıştırıp bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama Çaya kaç şeker alırsın ?
Diye bir ses sormalı ya ara sıra…
CAN YÜCEL


O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir büyük ayrılıklar bile
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilm